Çocuklarda Ölüm Kavramı semineri

Samandağ belediyesi kadın danışma merkezi haftalık olarak Bilinçli Ebeveyn projesi kapsamında devam eden “çocuklarda Ölüm Kavramı” konulu seminer  Belediye eski Nikah salonunda gerçekleştirildi. 
Çocuklarda Ölüm Kavramı semineri
 MKÜ Öğretim Görevlisi Berna ASFUROĞLU tarafından sunulan seminere, Samandağ Belediyesi Kadın Danışma Merkezi Gönüllü çalışanı Aktivist Hülya Nehir, Kadın Meclis Üyeleri ile Ebeveynler katıldı.
MKÜ Öğretim Görevlisi ASFUROĞLU Çocukların yaş guruplarına göre ölüm kavramı üzerine yaşadığı evreleri anlattı. ASFUROĞLU Seminerin sunumunda ise görüşlerini şöyle dile getirdi“ “Çocukların zihinsel gelişimi henüz tamamlanmadığı için, çocuğun ölüm kavramı anlayışı yetişkinlerden farklıdır. İlk çocukluk yıllarında ölüm korkutucu değildir. Çünkü belirsiz ve bulanık bir kavramdır. Çocuklar büyüklerin konuşmalarını dinleyerek ölüm haberlerini duyarak, ölü hayvanları görerek anlam çıkarmaya çalışıyorlar. Ama pek etkilenmiş görünmezler. Beş yaşına kadar “ölüm, ölmek, ölmüş sözler duygulanım olmadan söylenir. Ölürsün inşallah diyen dört yaş çocuğu kızgın görünse de ne dediğni bilincinde değildir. Bu yaşa kadar ölüm dönüşü olan ya da uzun bir yolculuktur. Bu yaşta çocuk bir adam ölmüş evi de kıyafetleri de ölmüş diyebilir. Ölerek kımıldamadan yatma düşüncesi gelişir. Dört yaşında bir çocuk ölen kuşu için “anne bak kuşumuz ölmüş diyebilir. Ama ardından ilçe verelim iyileşsin, su içirelim dirilsin” der. Ölüm beş yaşında yavaş yavaş korkutucu olmaya başlar. Anne ve Babanın ölüp ölmeyeceğini sık sık sormaya başlar. Anne ölümü uykuya benzediğini söylemişse de bazı çocuklar yatmaktan, uykuya dalmaktan korkmaya başlar. Ölülerin toprak altında nasıl da kımıldamadan yattıklarını ne yiyip içtiklerini sormaya başlar altı yaşına doğru yaşlılık ve hastalıkla ilişkilendirilebilir. Çoklar bu yaşlar da olayları somutlaştırarak kendileri için daha kolay anlaşılır hale getirirler. Ölümün Azrail ya da şeytan gibi can alıcı bir varlığın işi olduğu düşüncesi yer eder. Çocuklara depremde, trafik kazalarında ölen insanların ve hayvanların tanrının isteği ile öldüklerini anlatmak çok güçtür. İyi insanların cennete gideceğini öğrenmek onları bir az yatışıtırır. Bu düşünce çocukları mezara girmek kadar korkutucu gelmez. Çocukların ölüm korkusunun temelinde ‘yalnız kalma’ korkusu yatar. “beni üzersen ölürüm, annesiz kalırsın” diye açıklama yapan anneler çocuklardaki bu korkuyu iyice pekiştirirler öylece çocuk sevdiklerinin ölümünü kendine yönelmiş bir ceza olarak algılar. Sekiz – on yaşında artık ölümün geri dönülmeyecek bir son olduğunu kavramaya başlar” diyerek Neler yapılmalı, nelerden kaçınmalı konusunda ise sözlerine şöyle devam etti;“Çocuk acı haberi sığınacağı ve dayanacağı kimseden duymalıdır. Ancak beklenmedik ölümler de, çocuğun alıştırılması uygun olur.Çocuk, ölüm sonrası dönemde başka bir dönemde başka bir kente gönderilmemeli yaşayan ana babaya yakın ve çocuğun çok iyi tanıdığı bir akraba yanında kısa bir süre tutulmalıdır.Gerçek açıklandıktan sonra yas tutanların yaslarını çocuktan gizlemek için aşırı bir çaba göstermediği unutulmamalı, üzgün görünmediği için ağıtları, dövünmeleri ve haykırışları görmemesi uygun olur.Çocuğun yetişkinler gibi bir yas tepkisi göstermediği unutulmamalı üzgün görünmediği için suçlamaktan kesin olarak kaçınılmalıdır.Çocuk, ölümü yadsıma davranışın içine girmişse bekleyin ve anlayışla davranın Çocuğun soru sormasına destekleyin ve hep yanında olacağınızı yaşamınızı birlikte yürüteceğinizi anlatın.Özellikle, okul çağına gelmemiş çocukların gömme törenlerinden uzak tutun.
Çocuğa ölümü sevimli ve aranacak bir şey gibi göstermeye çabalamayın” şeklinde sözlerini noktaldı.