havari lerin mezarlarının bulunduğu cami.

Hz. İsa'nın elçileri ile bu elçilere inanan Antakyalı marangoz Habib-i Neccar'ın katledildiği alanda inşa edilen Habib-i Neccar Camisi, Anadolu'nun ilk camisi olması ve avlusundaki Hristiyan mezarları ile hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için büyük önem taşıyor
havari lerin mezarlarının bulunduğu cami.
Hz. İsa'nın elçileri ile bu elçilere inanan Antakyalı marangoz Habib-i Neccar'ın katledildiği alanda inşa edilen Habib-i Neccar Camisi, Anadolu'nun ilk camisi olması ve avlusundaki Hz. İsa'nın havarilerinin mezarları ile hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için büyük önem taşıyor.
     Anadolu'nun, Hz. Ömer döneminde Şam Valisi Ebu Ubeyde Bin Cerrah tarafından fethedilmesinin ardından İslam topraklarına katılan Antakya'da, 633 yılında inşasına başlanan ve 638 yılında ibadete açılan Habib-i Neccar Camisi, Anadolu'nun ilk camisi olma özelliği ile Müslümanlar için çok büyük öneme sahip.
     Bu özelliğinin yanı sıra avlusunda Hz. İsa'nın havarilerinden Yuhanna (Yahya), Pavlos (Yunus) ve Simon Petros (Şem'un-u Safa) ile bu kişilere ilk inanan Antakyalı marangoz Habib-i Neccar'a ait mezarların da bulunduğu cami, her yıl çok sayıda Hristiyan ve Müslüman tarafından ziyaret ediliyor.
     Hatay Müftüsü Mustafa Sinanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Antakya'nın İslam topraklarına katılmasıyla Hz. İsa'nın üç havarisi ile bu kişilere ilk inanan Antakyalı Habib-i Neccar'a ait mezarların bulunduğu alana cami yaptırıldığını belirterek, Habib-i Neccar Camisi'nin birçok özelliği bünyesinde barındırdığını söyledi.
     Kentin birinci derece deprem kuşağında yer alması nedeniyle tarihte yaşanan depremlerde, kentteki tüm yapılar gibi Habib-i Neccar Camisi'nin de birçok kez yıkıldığını vurgulayan Sinanoğlu, 1853 yılında yaşanan büyük depremde yerle bir olan caminin, daha sonra Osmanlı mimarisi tarzında yeniden inşa edildiğini dile getirdi.
     Sinanoğlu, caminin mimari olarak dört büyük sütun üzerine kubbeli inşa edildiğini, minaresinin de çokgen köşeli ve külahlı olduğunu bildirerek, şöyle konuştu:
     ''Antakya, daha önce Doğu Bizans İmparatorluğu içerisinde önemli bir kentti. Milattan sonra 30 ve 40'lı yıllarda Hz. İsa'nın iki elçisi buraya gelmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Yasin Suresi'nin 13. ayetinden 29. ayetine kadar hem bu elçilerden hem de Antakya ve Habib-i Neccar'dan bahseder. Bu iki elçi özellikle bizim kaynaklarımızda Yahya ve Yunus olarak ifade edilir, batı kaynaklarında ise Yuhanna ve Pavlos olarak anlatılır.''      
     -Habib-i Neccar-      
     Hz. İsa'nın havarileri Yunus ve Yahya'nın, o dönemde Paganist olan ve çok tanrılı dinlere inanan, putlara tapan Antakya halkını tek tanrılı inanışa davet ettiğini anlatan Sinanoğlu, şöyle devam etti:
     ''Bu kişiler kente ilk geldiklerinde marangozluk yapan Habib-i Neccar ile karşılaşır ve onu Allah'ın dinine davet eder. Habib-i Neccar da 'benim cüzzamlı bir çocuğum var, çocuğumun şifa bulması için bana bir keramet gösterebilir misiniz-' deyince elçiler ellerini açar ve dua ederler. Çocuk şifa bulur, rahata kavuşur ve ayağa kalkar. Bunu gören Habib-i Neccar da derhal iman eder ve 'bana getirdiğiniz bu tebliğ haktır, ben sizin dininize iman ediyorum' der. Böylelikle Antakya halkından Hakka ilk iman eden zat Habib-i Neccar olur. Bu iki insan daha sonra Hakkı anlatmak için halkın arasına karışır. Putperestliğin, insanların birbirini sömürmesinin, ezmesinin, kadın-erkek ayrımının yanlış olduğunu anlatırlar.
     Ancak alıştıkları hayattan vazgeçmek istemeyen insanlar bu kişileri şikayet eder ve o zamanki imparator tarafından zindana atılırlar. Daha sonra Simon Petros kente gelir ve daha önce gelen elçileri zindandan kurtarmak ister. Fakat girişimi başarısız olur ve üç havariyi halkın linç etmesi için caminin bulunduğu alana getirirler. Halkın linç girişimi karşısında Habib-i Neccar hazretleri, Yasin Suresi'nde de geçtiği gibi 'ey kavmim bunlara uyun, bunlar düzgün insanlar ve sizi Hakka davet ediyorlar. Bu Hakka davet karşısında herhangi bir menfaat istemiyorlar' demiştir. O da inanan biri olduğu ortaya çıkınca dördünü de halk burada linç etmiştir.''
     Sinanoğlu, bugün caminin bulunduğu alanda, minarenin alt bölümünde Yahya ve Yunus'un türbelerinin, caminin zemininde ise Şem'un-u Sefa ve Habib-i Neccar'a ait türbelerin bulunduğunu bildirerek, ''Dünyanın dört bir yanından burayı görmek için insanlar geliyor. Bu bakımdan burası inanç turizmi açısından hem İslam hem de Hristiyan dünyası için önemli. Zaman zaman buraya Hristiyan turistler de geliyor'' dedi.     
     -İslam'ın hoşgörüsü-     
     Caminin, İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in sahabeleri tarafından inşa edildiğine dikkati çeken Sinanoğlu, şunları kaydetti:
     ''Caminin adı Habib-i Neccar ve bu camiyi yapanlar peygamberimizin sahabeleri. Hz. Ömer o dönemde devlet başkanlığı yapıyor. Müslümanlar bu camiyi yaparken bir Hristiyan büyüğünün adını kendi mabetlerine verebilecek kadar hoşgörü sahibidir. Herkesin buna dikkati çekmesi gerekiyor. Ben bugün Hristiyan dünyasında Mevlana, Yunus Emre adına yapılan bir kilise görmedim. Ama Müslümanlar hiç gocunmadan, mabetlerine bir Hristiyan'ın ismini vermiştir. Çünkü Müslümanlar bu dinlerin asıllarını ayrı görmezler. Onu İslam ile paralel ve beraber görürler. Asılları itibarıyla gerek o zamanki elçiler gerekse Habib-i Neccar bizim nezdimizde Müslümandır. Bütün dinler asılları itibarıyla İslam'dır. O bakımdan böyle bir mabet hem ülkemiz, hem de dünya barışı ve hoşgörüsü için büyük önem arz ediyor.''