2. Uluslararası Ortadoğu Kongresi

TASAM Ortadoğu Masası Uzmanı Muharrem Hilmi Özev, ''Devlet kurumunun işlerliğini kaybetmesi, bölge ülkelerinin baş etmesi gereken en önemli tehditlerden biri olarak ortaya çıkmıştır'' dedi.
2. Uluslararası Ortadoğu Kongresi
 
     Hatay Valiliği ve Mustafa Kemal Üniversitesi'nin (MKÜ) ev sahipliğinde, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM), Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü işbirliğiyle 7-9 Aralık tarihlerinde düzenlenen ''2. Uluslararası Ortadoğu Kongresi'' sona erdi.
     Cumhurbaşkanı Ortadoğu Başdanışmanı Erşat Hürmüzlü'nün de katıldığı kongrede Fransa, Mısır, Irak, Ürdün, İran, Tunus, ABD, Katar ve Suudi Arabistan'dan gelen büyükelçi, akademisyen ve medya temsilcileri, 6 oturum gerçekleştirdi.
     ''Ortadoğu'daki değişim'' temalı kongre sonunda hazırlanan sonuç bildirgesini okuyan TASAM Ortadoğu Masası Uzmanı Muharrem Hilmi Özev, etkinliğin samimi bir havada gerçekleştiğini belirterek, kongrede Ortadoğu'da meydana gelen son gelişmelerin etraflıca değerlendirildiğini kaydetti.
     Kongredeki sunumlarda, ''Ortadoğu'da değişimin tarihi arka planı'', ''Uluslararası aktörlerin dönüşüm üzerindeki etkileri'', ''Ortadoğu'da değişim ve Türkiye'' konularının ele alındığını vurgulayan Özev, Ortadoğu ülkelerinin üstesinden gelmek zorunda olduğu siyasi, sosyal ve ekonomik problemlerin çözümü için görüş alışverişinde bulunulduğunu ifade etti.
     Özev, bölgedeki en önemli istikrarsızlık kaynağının, rejim değişiklikleri sonrası için bir gündem belirlenememiş olması olduğuna dikkati çekerek, taslak sonuç bildirgesinde ortaya çıkan konuları şöyle sıraladı:
 
     ''Bölgede değişim yaşanan ülkelerin hiçbirinde bu süreç henüz tamamlanmış değil. Bölge halklarından ve batılı ülkelerden gelen baskılar karşısında, karar alıcılarının teenniyle davranmaları, anlık tepkisel çıkışlardan kaçınmaları, devlet aklıyla hareket etmeleri, istikrar ve refaha özgün, kalıcı, uzun vadeli çözümler geliştirmeleri gerekmektedir. Orantısız güç kullanımına, özellikle bir kurum olarak devlete duyulan meşruiyet ve güven algısının aşınmasına, dolayısıyla devlet kurumlarının işlevsiz kalmasına mahal verilmemelidir. Halk hareketleri sonrasında devletlerin kurumsal yapıları son derece kırılgan hale gelmektedir. Akrabalık ve patronaj ilişkilerine dayalı eski rejimler ortadan kalkınca devlet aygıtı da etkinliğini büyük ölçüde kaybetmektedir. Devlet kurumunun işlerliğini kaybetmesi, bölge ülkelerinin baş etmesi gereken en önemli tehditlerden biri olarak ortaya çıkmıştır.
     Liderlik ve demokratik tecrübe eksikliği bölgede yeni otoriter yapılar ortaya çıkmasına sağlam bir ortam oluşturmaktadır. Bu nedenle, bölge halklarına dayalı siyasi oluşumlarla devlet kademeleri arasında olumlu bir etkileşim sağlanmalı, gerilimler ortadan kaldırılmalıdır. Rejimler ve halklar arasındaki boşluklar ortadan kaldırılmalıdır. Gücün paylaşımı ve dağılımı bölge istikrarını kalıcı hale getirecek şekilde meşru temellere dayandırılmalıdır. Yönetimlerin meşruiyet kaynağı öncelikle yerel unsurlar olmalıdır. Sosyo-ekonomik reformlar önemli olsa da iyi yönetime ve vatandaş saygınlığına öncelik verilmelidir.
     Bölge tarihi, halklarının aslında barış içinde bir arada yaşama kültürüne sahip olduğunu göstermektedir. Bölgedeki etnik ve mezhepsel ayrışmalar batının bölgeye müdahil olmasıyla birlikte derinleşmiştir. Adalet ve insan sevgisi gibi özgün değerlerin vurgulanmasıyla farklı etnik, dini ve mezhepsel gruplar arasında barışçı ve herkes tarafından kabul edilebilir bir sürecin yeniden başlatılması mümkün olabilecektir.''
     Taslak sonuç bildirgesinde, bölge dışı unsurların bölgedeki radikal akımların iktidara gelmesini engelleme gerekçesiyle otoriter yönetimleri desteklemeye son vermeleri gerektiği sonucunun da çıktığına dikkati çeken Özev, ''Bölge halkları sokağı ısrarlı bir şekilde kontrol ederek rejimleri zor duruma düşürebildiklerini görmüşlerdir. Dolayısıyla, bu noktadan itibaren dışarıdan müdahaleler durumu daha da kötüleştirebilecektir. Bölgede sivil toplumun ve muhalefet partilerinin güçsüz olduğu ve iş dünyasının tümüyle hükümetlere bağımlı olduğu doğrudur. Ancak, dış müdahaleler bu durumun düzeltilmesi noktasında ciddi bir katkı sağlayamamaktadır. Çözüm yolu toplumlar ve yönetimler arasında sağlıklı bir denge kurulmasından geçmektedir'' diye konuştu.
     Bölgede gerçekleşen olayların tümünü batılı ülkelerin politikalarının uzantılarından ibaret görmenin sorumluluktan kaçmak olarak sonuç bildirgesinde yer aldığını ifade eden Özev, bunun bölgesel unsurların özgüveninin aşınmasına neden olduğunu, bölgede olup bitenlerin sorumluluğunun ilk olarak bölgesel unsurlara ait olduğunu söyledi.
     Özev, Türkiye'nin tarihi birikiminden ve sorumluluklarından yola çıkarak ilham kaynağı olma ve bölgedeki dönüşümün halkların çıkarları lehine barışçı bir biçimde bir an önce sonuçlanması, istikrara kavuşması arayışı içerisinde olması gerektiğini de dile getirdi.
     Sonuç bildirgesinin açıklanmasının ardından MKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Salih Güder, Cumhurbaşkanı Ortadoğu Başdanışmanı Erşat Hürmüzlü'ye, TASAM Başkanı Süleyman Şensoy'a ve Hatay Valisi Mehmet Celalettin Lekesiz'e kongreye sundukları katkıdan dolayı teşekkür ederek plaket verdi.