Başbuğ Çıktı Sakın Sırada Öcalan Olmasın

    7 Mart 2014’te Genelkurmay eski Başkanı, emekli Orgeneral İlker Başbuğ, 26 aylık “esaret” sonunda serbest bırakıldı.
Başbuğ Çıktı Sakın Sırada Öcalan Olmasın

 Başbuğ, Ergenekon davası kapsamında önce tanık olarak çağrıldığı mahkemede, daha sonra sanık haline getirildi ve tutuklandı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Ağustos 2013’te sonlandırdığı davayla Başbuğ’u müebbet hapse mahkûm etti. Bunun üzerine temyize gidildi.     22 Ocak 2014’te, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunan Başbuğ’a Mahkeme, “Başbuğ’un, Ergenekon davasında 5 Ağustos 2013’te açıklanan kararın gerekçesinin yasal süresi olan 15 gün içinde dava dosyasına konulmaması, buna karşılık tahliye talebiyle ilgili gerekçeli karar olmadığı için bir karar verilmemesi şikâyetini” kabul etti.    Başbuğ’un başvurusuna İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye kararı verilmesi beklenirken, aynı saatlerde Cumhurbaşkanı Gül,  Özel Yüksek Mahkemeleri (ÖYM) kaldıran yasayı onayladı. Kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yani Başbuğ’un başvurusunu görüşecek mahkeme ortadan kalktı. Yeni durumda kaldırılan ÖYM dosyalarının ağır ceza mahkemelerine devredilecek. Gecikmesinde sakınca bulunan tutukluluk halleriyle ilgili kararlar da ağır ceza mahkemelerine havale edildi. Bu arada Başbuğ’u yargılayan 13. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını 15 günlük yasal süresi içinde yazması gerekirken, aradan geçen 7 aya rağmen hala yazmamıştı. Tam bir kumpas ve hukuksuzluktu yani!    Başbuğ’un avukatının İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurduğu gün, mahkeme de Anayasa Mahkemesi’nin “hak ve hürriyet ihlali olduğu” yönündeki kararına uyarak, Başbuğ’un tahliyesine karar verdi. Tahliye kararının gerekçesinde “sabit ikamet, sosyal durumu, tutuklu kaldığı süre, delillerin toplanıp davanın karara bağlanmış bulunması, tedbir niteliğindeki tutuklamadan beklenen gayenin elde edilmiş olması”  yer aldı.Başbuğ’dan Sonra Kimler Tahliye Olabilir?

    Başbuğ’u takiben 10 Mart’ta da Ergenekon tutuklu ve mahkûmları bir hukuk kargaşasına rağmen çıkmaya başladılar. Cumhuriyet tarihinin en acımasız kumpasının sona ermesini diliyoruz. Başta kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi ülkesinde “esir” edilen evlatları olmak üzere, Ergenekon, Balyoz, Kafes, Islak İmza, Casusluk davası gibi kumpasa bulanana davalarında hüküm giyenler veya yargı süreci devam edenler adil sonuçlara ulaşırlar. Bu davalar sırasında intihar edenler, derdine düşüp amansız hastalıklara yakalanıp hakkın rahmetine kavuşanlar, ileri yaşta bakıma muhtaç kalp-damar hastası haline gelenler oldu. Çocukları, eşleri, aileleri perişan oldular.  Hizbullah davasından tutuklu olanlar bırakıldı. KCK davasından tutuklu olanlar serbest bırakıldı. Ama Balyoz gibi düzmece bir dava sebebiyle Deniz Kuvvetlerinin yetişmiş amiral ve subayları “esir” edildi. Sakın ha AKP Hükümeti ve Başbakan Erdoğan çıkıp da “Bu paralel devletin işiydi, bizim taksiratımız yok!” demesin. Yargı yoluyla “Yargısız İnfaz” yapılan bu davaların, hazırlanan kumpasların 1’nci derecede sorumlusu AKP ve Erdoğan’dır. Kasetlerde, telefon dinlemelerinde ilk sorumlu Erdoğan’dır. Çünkü Deniz Baykal ve MHP’li 9 yöneticinin internette yayımlanan kasetlerinin kimler tarafından çekildiğini tespit ettirecek yerde, bunları seçim malzemesi yapmıştır. Anlaşılan o ki, Başbuğ ve onu takiben Ergenekon’dan çıkanları Balyoz, Kafes, Islak İmza gibi davalarının mağdurları da serbest bırakılarak izleyeceklerdir. Bu arada 1999’da 40 bin kişinin ölümüne sebebiyet veren ve  özel mahkeme tarafından “ölüm” cezasına çarptırılan, ancak 3 Ağustos 2002’de AKP, DSP, YTP, DYP, ANAP ve SP tarafından kurtarılan PKK terör elebaşısına da aynı yol öngörülürse, buna sevinemeyiz. Son Söz: Başbuğ’un özgürlüğünü alkışlıyoruz. Ama onu takip edenlere ,Öcalan da katılırsa, buna adalet denmez, teröre teslimiyet, kahramanlara hakaret etmek denir!
Prof.Dr. Celalettin Yavuz, cyavuz53@gmail.com,