Cumhurbaşkanı Gül Cesaretsiz Geçen 7 Yıl

    Abdullah Gül, hoş seda bırakmadan cumhurbaşkanlığına nokta koydu. “Güle güle Gül!” diyen de, “7 yıllık noterlik sona erdi!” diyenler de olacaktır.
Cumhurbaşkanı Gül Cesaretsiz Geçen 7 Yıl

 Belki de “Ne şiş yansın, ne kebapla geçen 7 yıl!” diyenler de… “Abdullah Gül ve Cumhurbaşkanlığı’nda cesaretsiz geçen 7 yıl!” diye düşünenlerdenim. “Tarafsız kaldım!” dese de, inanan yok. Çankaya’dan “İz bırakmadan” geçen biri oldu. Tabii bayan Gül’ün papuçlarının altındaki kırmızı renk hariç! Yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ben sadece protokol cumhurbaşkanı olmayacağım. Sürahi gibi durmak için oraya gitmiyorum!” şeklinde, AKP’yi birlikte kurduğu yol arkadaşı Gül’ün bu pasifliğini hakaret edercesine eleştirmişti.    Gül, tarafsız mıydı? Balyoz davasından başlayalım. Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevdeki ve emekli en seçkin komutan ve subayları bir hukuk garabeti gerekçelerle tutuklandılar. Savunma avukatlarının hiçbir delili kabul edilmeyip sadece “sahte” deliller üzerinden cezalandırıldılar. Bu suçsuzluğu bilinen insanları “TSK’nin vesayetini ortadan kaldırıyoruz!” diyerek nasıl cezalandırabiliriz? Bu nasıl adalet, bu nasıl insanlık?

    komutanların çoğu, evvelce “düşünüldüğü” söylenen, gerçekleşmeyen ve üzerinden yıllar geçtikten sonra dava edilen darbe söylentilerinde rol almamışlar. “Balyoz Semineri”ne hiç katılmayan, o tarihte yurtdışında olanlar bile vicdansız ve merhametsizce mahkûm edildiler.     Bu komutan ve subaylardan onuruna yediremeyip intihar edenler oldu. Kendileri gibi eş ve çocukları da perişan oldular. Mahalle ve okullarında “Darbeci çocuğu” diye yaftalandılar. Çoğunun “suçlu çocuğu” olduğu gerekçesiyle psikolojisi bozuldu. Bu suçsuz suçluların ana ve babalarına da köyünde ve kasabasında inme indi, kahroldular.    Balyozcuların eşleri “Vardiya Bizde” grubunu kurarak her hafta sonu İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollerde eşlerinin masumiyetini  ispat için uğraştılar. Devletin tüm üst düzey zevatından randevu talep ettiler, kabul edenlerle görüştüler. Neticede Balyoz davası son olarak Anayasa Mahkemesi’nden “Tekrara yargılama” kararıyla döndü.     Devlet Denetleme Kurulu gibi bu tür sorunları araştıran birime sahip Cumhurbaşkanı Gül neredeydi? Yoksa o da mı TSK’yi masum komutanları yok etme çarkının bir parçasıydı?     Casusluk Davası adıyla İzmir’de bir dava peydahlandı. İçinde koramiralin bile bulunduğu bazı askerleri kapsayan davanın asker için manasını anlayabildi mi? Bir Harbiyeli’ye  yapılabilecek en büyük kötülüğün casuslukla itham olduğunu nasıl anlayamaz? Bu tip davalarla Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri cezalandırılırken, üniforma giyince Başkomutan olduğunu zanneden Gül neredeydi? Askerin hak ve hukukunu korktuğu için mi koruyamadı?    Erdoğan,  “Gezi” ile yurtiçinde yeni bir kutuplaşmayı fitilledi. 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası ayyuka çıkan devlet adamlarının ve çocuklarının karıştığı çürümüşlük, hukuk yoluyla değil, iktidar gücüyle örtbas edilmeye çalışıldı. Ara ki tarafsız olacağına yemin eden Cumhurbaşkanını bulasın! Bu kadar önemli bir olaya neden Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirmez? Erdoğan’ın dediği gibi “Sürahi gibi duruşu” bozmamak için mi? Gül’ün “Başnoter” veya “Sürahi” deyimine uyan pek çok şey var ama buraya sığmaz. Yargıtay’da Barolar Birliği Başkanının konuşmasına bozulup mekanı terk eden Başbakanın ardından kalkıp onu takip eden Cumhurbaşkanı Gül’e ne demeli? Sayın Gül, bal gibi taraftın. Taraf olmasan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde devletin her imkanını kullanan, seçildikten sonra başbakanlığa devam eden muhtereme bir şey yapardın. Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmazsa bu millet ne yapacak? Ama cesaret gösteremedin. Belli ki korktun…    Son Söz: Abdullah Gül, herhalde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde cumhurbaşkanı olarak hafızalarda en az kalan isim olacaktır. Erdoğan hükümetlerinin yanlışları karşısında “3 maymunu” andıran bir sessizlik, görmezlik ve duymazlık içerisinde kalmıştır. Herhalde hemşerileri Kayserililer dışında kendisiyle “gurur” duyanlar da olmamıştır. Ne yazık ki Türkiye’nin 7 yılı “üniformayı seven” ama niteliği olmayan bir başkomutanla boşa geçmiştir!
Prof.Dr. Celalettin Yavuz