MİLLİ EGEMENLİĞİN İLK ŞARTI İLK MECLİS VE 23 NİSAN

23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 93. Yılı tüm yurtta ve Türkiye’nin yurtdışı temsilciliklerinde bu yıl da coşkuyla idrak edilmektedir.
MİLLİ EGEMENLİĞİN İLK ŞARTI İLK MECLİS VE 23 NİSAN
 Hemen her koşulda millete koşmayı, millete dayanarak bir istiklal mücadelesi vermeyi düşünen Mustafa Kemal Paşa, aslında bu milli mücadelenin manifestosunu 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi ile belirtmişti. Daha sonra Doğu Anadolu ve Karadeniz vilayetlerinin temsilcileri ile önce Erzurum Kongresi’ni, ardından da Sivas Kongresi’ni gerçekleştirmiş, yurdun ve milletin düşman işgalinden kurtarılması için gereken çalışmaları başlatmıştı. Hatta Ekim 1919 içerisinde Damat Ferit Paşa sadrazamlıktan düştükten sonra yeni hükümetle ilişkiye girilmiş, Bahriye Nazırı Salih paşa ile Amasya’da bir görüşme gerçekleştirilmişti.
      1920 yılı başlarında İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ın uzun bir aradan yeniden toplanacağı duyulunca da, güvendiği milletvekillerine yurdun kurtuluşu ile ilgili ortak istekleri bildirmişti. Osmanlı Meclis’i toplanmış, ancak Anadolu’nun sesini bu meclisin üyelerine kabul ettirebilmek mümkün olamamıştı. Sadece “Misak-ı Milli” konusunda istekler yerine getirilmişti.      16 Mart 1920’de İngiliz birlikleri İstanbul’u fiilen (sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı uygulayarak) işgal ettiler. Meclis-i Mebusan’ı basan İngiliz askerleri, yakaladıkları vekilleri Malta’ya sürgüne gönderildiler. Bu durumu öğrenen Anadolu’daki Mustafa Kemal Paşa, önce 17 Mart’ta ordu komutanlarına gönderdiği bir genelge ile İstanbul’daki durumu özetlemiş ve Ankara’da yeni bir meclis toplanmasını istediğini ifadeyle, seçilecek delegelerde aranacak özellikleri şöyle sıralamıştı: (a) Meclis Ankara’da toplanacak, (b) Medeni cesaretleri, fikri kabiliyetleri, dini ve milli duyguları yüksek, 25 yaşından genç ve fena şöhret sahibi olmayan üyeler olacak, (c) Seçimde vilayetler esas alınacak, (d) Gayrı Müslimler seçilmeyecek, (e) Her vilayetten beş üye seçilecek, (f) Vilayet yönetimi, belediyeler ve Müdafaa-i Hukuk
 
 gruplarınca seçim yapılacak, (g) Meclis üyeliğine her parti, zümre ve cemiyet aday gösterebileceği gibi, isteyenler de ferden başvurabileceklerdi.     Ankara’da, II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak inşa edilen binanın eksiklikleri halkın fedakârlığıyla tamamlandı. Açılması Mustafa Kemal Paşa’nın genelgesiyle  “hayırlı” 23 Nisan Cuma gününe ertelendi. O sabah erken saatlerde erkek, kadın, çocuk, genç, yaşlı, kalpaklı, sarıklı ve yöresel giysili halktan oluşan insan kitlesi, Meclis ile Hacı Bayram Camii arasındaki boş arsaları ve binaların çatılarını dahi Doldurmuş, kımıldayacak yer kalmamıştı. Hacı Bayram’da namaz kılanlara yer kalmayınca mermer avluya taşılmış, hatta kabirler üzerinde, sokaklarda bile secdeye durulmuştu.      Tören sonunda Meclis’te toplanan vekillerin seçkin siyaset ve bilim adamından çok sıradan insanlar oldukları kıyafetlerinden anlaşılabiliyordu. Fesler, sarıklar, kalpaklar, külahlar birbirine karışmış olsa da ortak özellikleri “yurtsever”likti.      En yaşlı üye Sinop Vekili Şerif Bey’in konuşmasıyla açılan Meclis, ertesi gün Mustafa Kemal’i başkan seçti. Bu açılışla milli egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti de doğuyordu.
     Vekillerin 102’si serbest meslek sahibi, 133’ü devlet memuru, 52’si asker, 32’si din adamı, 30’u seçimle gelenler, 7’si aşiret reisi, 4’ü teknik uzman, 16’sı sağlıkçı ve 2’si tekel görevlisiydi. Zaman zaman üç guruba ayrıldılar. Bunlardan Osmanlıcılık yanlılarına “Fesliler”, İslamcı düşüncedekilere “Sarıklılar”, inkılâpçı düşüncedekilere de “Kalpaklılar” deniliyordu. Sayısı 300-347 arasında değişen vekillerin 288’i yüksek okul, 94’ü orta öğretim, 21 meslek eğitimi almıştı. 162’si Türkçe dışında ikinci bir dil biliyordu.    Son Söz: İstasyonlarda ve çayırlarda yatıp sabahlayan bazı mebuslar sıtmaya yakalandılar. Bu cefakâr, çalışkan, milliyetçi, cesur, kahraman, son derece kararlı ve adil Meclis, her konuştuğunu tutanaklara geçirip bastırdı ve millete bildirdi. Bir kez daha kendilerini saygıyla anarak  “ Mekânları Cennet olsun!” diyoruz.  Bayramınız kutlu olsun!
   Prof.Dr. Celalettin Yavuz, 22.04.2013