Soma Gerçeği Önce Tedbir Sonra Tevekkül

    Soma’da 301 kişiye mezar facianın başından beri Tv ekranlarında ve gazete sayfalarında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ı gördük.
Soma Gerçeği Önce Tedbir Sonra Tevekkül
Başbakan Erdoğan protesto edilirken, Bakan Yıldız yatıştırıcı munis üslubuyla genelde vatandaşın takdirini kazandı. Bu durum “Algı yönetimi” tuzağına düşürüldüğümüzün ispatıdır. Facianın ilk sorumlusu maden sahibi,  ncisi Bakan Yıldız’dır! Sadece Başbakan Erdoğan değil, Yıldız da istifa etmeliydi!     21’nci yüzyılda bir maden kazasında bu kadar insanı kaybetmek, ancak Zambia, Afganistan, Mali gibi gelişmemiş, yoksul ülkelerde “Kader”dir. Kömür çıkartan Japonya, Fransa, İngiltere, ABD gibi demokratik ülkelerde en geç 1960’larda böylesi facialar yaşandı. Çoğumuzun küçümsediği Çin’de bile 1 milyon ton kömür çıkarmak için 1 kişi kaybedilirken, Türkiye’de 7 kişi kaybediliyor. Bunları yazınca iktidarın hışmına uğruyorsunuz.    301 insanımızı Hak’kın rahmetine yolcu ettikten sonra Enerji Bakanı Yıldız; “Bizim için çok acı bir ders oldu!” demiş. Bundan sonra her türlü önlem alınacakmış. Peki aynı Bakan bir iki yıl önce bu maden için ne diye menkıbeler dizmiş, boyuna övmüştü. O halde “Fakir fukaraya dağıttıkları kömürü aldıkları Yandaş firma galiba!” diye düşünenler haksız mı?    Medencilik, “Enerjinin güvenlik boyutuna” etkileri sebebiyle, doğrudan değilse de dolaylı ilgi alanım içerisindedir. Ama maden çıkarma tekniklerini ve güvenlik hususlarını iyi bilmiyorum. Fakat bu güvenlik önlemlerinin neler olduğunu anlamak için “Amerika’yı yeniden keşfetmeye” de gerek yok. Hem yığınla kitap var, hem de ABD ve İngiltere gibi kazaların asgariye indirildiği, 100 yılı aşkın bir süredir facianın yaşanmadığı ülkelerden bunları öğrenmek mümkündür. Çünkü bunlar devlet sırrı da değildir!
 
     

    Madencilik çok riskli bir meslektir. Denizcilik de öyle. Hele de bu Deniz Kuvvetlerinde ise. Gemiler yangın, savaş esnasında yaralanma, diğer gemilerle çarpışma, dar ve sığ sularda karaya oturma, tehlikeli madde (mühimmat vs) infilakı gibi çeşitli riskler altındadır. Bu riskleri asgariye indirmek maksadıyla 2 şey önemlidir: (1) Riski azaltacak fiziki önlemleri (koruyucu ve önleyici malzeme, alet, cihaz vs)  almak. (2) Koruyucu-önleyici ve olayın gerçekleşmesi halinde alınacak önlemlerle ilgili eğitim. Yani periyodik olarak yapılacak talimlerle, bu olayda “otomatik” olarak can ve malzeme kaybını asgariye indirecek eğitimler.    Soma maden faciası bize bu 2 önemli hususun eksikliğini gösterdi. Her şeyden önce maden, istediği kadar Türkiye’nin en büyük maden şirketi olsun, hayati riskleri asgariye indirme konusunda eksiklerle dolu. Yani “Hayat odaları” yok. Maden içerisinde bulunması sakıncalı iken, var olan elektrik trafosu var. Eğitim (talim) neredeyse hiç yok. Yani bu güzel insanlar “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” denilerek yüzlerce metre yerin altına gönderilmişler.

    Hal böyle iken, Soma’ya ilk gidenlerden Başbakan Erdoğan’ın, 1800’li yıllarda ABD’de ve Avrupa’daki facialardan örnek verip “Bu işin fıtratında var!” diyerek, “Kaderciliğe” soyunması, milletle alay etmekten başka bir şey değildir. Bu ifade 21’nci yüzyıl Türkiye’sinin, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisine sahip bir devletin, 2500 yıldır devlet yönetme geleneğine sahip bir milletin başbakanının söyleyeceği sözler olamaz. Çok yazık!

    Üstelik protestoları olgunlukla karşılayamayıp, “İsrail dölü” diyerek protesto bile etmeyen bir genci tokatlamak, hele de danışmanı “utanmaz adam”ın, polisin sürüklediği bir gence tekme atması ve hala görevini sürdürmesi kabul edilebilecek şeyler değildir. Yazıklar olsun!    Son Söz: Türkiye bir İslam devletidir. Belli ölçülerde felaketleri tevekkülle karşılamayı bilmelidir. Ama bu tevekkül; deprem ve heyelan kuşağındaki bir ülkede rant için uygunsuz yere bina dikilmesine, faciaya açık madenlerin denetiminde “onay” vererek, eksikliklere göz yumarak, yol yapımında tehlike işareti koymayarak, talimi boş vererek değil, tedbirleri eksiksiz aldıktan sonra gösterilmelidir. “Kader” masalıyla kandırılmayacağımız yeni facialar yaşamamak dileğiyle, Soma’daki canlarımızın mekânı Cennet, Soma’nın ve Türkiye’nin başı sağ olsun diyorum.