Yol Haritası’nda PKK ve Genelkurmay

    30 Ağustos resepsiyonu sırasında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, uzun süren suskunluğunu bozdu: “Çözüm sürecine ilişkin yol haritasını bilmiyoruz, o çalışmanın içinde yokuz.
Yol Haritası’nda PKK ve Genelkurmay
Kırmızıçizgilerimiz aşılırsa gereğini yaparız!” Bu durumu “Genelkurmay’a ne oluyor, bu hükümetin işi!” diyerek eleştirenler mutlaka çıkacaktır. Ama 1970’li yıllardan beri PKK terör örgütü ile mücadelenin en önünde yer alan bir kurum nasıl olur da “çözüm” sürecinde dışarda bırakılır? Devlet tecrübesi engin bir ülkede bu sığlık yaşanabilir mi? Buna dense dense “Varlık içerisinde yokluk!” denmez mi? Özel’e cevap eski Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’dan “Yol ha­ri­ta­mız he­nüz bit­me­di. Bit­ti­ğin­de bü­tün ku­rum­la­rı­mız­la pay­la­şı­la­cak!” açık­la­ma­sıy­la verildi. El insaf Atalay, bu nasıl devlet yönetimi? Terör örgütünün İmralı’daki elebaşısı, Kandil’deki alt elebaşılar, terör örgütünün TBMM’deki temsilcisi olan siyasi parti dahi “Yol haritası” ile ilgili her şeyi biliyor ama sıra Genelkurmay’a gelince “Zamanı geldiğinde paylaşacağız!” deniliyor.   Devleti bilenler bu tip projelerin genellikle 2 şekilde yürüdüğünü bilirler. İlkinde, genel olarak ilgili kurumlara “Çözüm için yol haritası belirleme” konusunda ne düşünüldüğü, varsa çözüm önerilerinin belli bir tarihe kadar bildirilmesi istenir. Bu kolaycı bir yol olup, genelde başarı şansı pek azdır.    İkinci yol için ise “İlgili kurumca hazırlanan çözüm süreciyle ilgili yol haritası” taslağı ilgili kurumlara gönderilir. Hem bu taslak hakkında hem de varsa ilave ve farklı görüşler istenir. Hatta bir ortak toplantı ile ve devletin “ortak aklı” kullanılarak bir çözüm yolu aranır.Ama anlaşıldığı kadarıyla her iki yol da kullanılmamış. “Çakma” danışman iken bakanlığa ve müsteşarlığa, hatta başbakanlığa erişenlerin “Arabesk” devlet yönetimiyle bir garabet ortaya çıkmış. Devlette tecrübe sahibi kurumların bu özellikleri bir kalemde silinerek “dünya dâhisi” çakma danışmanların cin fikirleri muteber olmuş. Muhtemeldir ki bu muteber fikir de “İmralı” güdümlüdür.    Aslında 2013 yılı içerisinde çıkarılan “PKK Açılım Yasaları” sonucu Genelkurmay ve Jandarma terörle mücadelenin dışına itildiler. Bu yasalara göre, askerler (Jandarma dâhil) ve polis, terör örgütü mensuplarını hem de silahlı olarak görseler dahi doğrudan müdahale edememektedirler. Önce mülki amirlere (Vali ve kaymakam) bildirilmekte, şayet onlardan müdahale talimatı gelmezse dokunulmayacaktır.İşte bu sebepledir ki sözde PKK şehidinin (Mahsum Korkmaz) aylar önce başlanan heykelinin dikilme rezaleti önlenememiştir. Jandarma en az 4-5 ay önce durumu kaymakamlığa bildirmiş ama İçişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın bu konudaki kati emirleri gereği müdahale yapılmamıştır. Yani kabahat askerin veya Jandarma’nın değil, doğrudan bu emri uygulama emri veren mülki amirlerin ve hükümetindir. Yeni yasaların bu tür sakıncalarını 2012-2013 Eğitim/Öğretim döneminin ikinci yarısında Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü’ndeki “Terör ve Terörizmle Mücadele” dersimdeki yüksek lisans ve doktora öğrencisi çoğu subay öğrencilerimle tartışmaya açmıştım. Dönem bittiğinde hocalığıma son verildi. Anlaşılan zülfü yâre dokunmuşuz. Ama birilerinin “balçıkla sıvanamayan” gerçekleri söylemesi ve eşelemesi gerekmez mi?    Bu arada Genelkurmay Başkanı Özel’in, “PKK Açılımı” ile ilgili yol haritası konusunu neden bu kadar geciktirdiği de anlaşılamadı. Acaba işgal ettiği makamdaki son senesine girişi garanti edildikten sonra mı cesaret buldu? Oysa yol haritası en azından 19-20 aydır kamuoyunun gündeminde olan bir konu ve TSK’nın bunun dışında bırakılması düşünülemez!    Son Söz: Devletin sorumlu makamlarında bulunanlar “karnından” konuşmaz. Gerçekten de bir tehlike ve tehdit görüyorsa, ateş bacayı sarmadan önlem alabilmek için girişimde bulunur. Hele bu AKP yönetiminde “çakma” danışmanlar var iken, sorumlu devlet erkanının rahat uyuması mümkün müdür?
   Prof.Dr. Celalettin Yavuz,