Erdoğan’ın Bağırarak Yaptığı Filistin Politikasının İflası

Daha yüksek sesle bağırarak daha haklı olunamayacağı gibi, bağırıp çağırarak bir meseleyi çözmek de mümkün değildir.
Erdoğan’ın Bağırarak Yaptığı Filistin Politikasının İflası
 Başbakan Erdoğan’ın 2003-2009 arasında uzlaşıyla götürdüğü Filistin politikası nispeten başarılıydı. Daha sonra “Van minit”le başlayan ve ribünlere oynayan, bağırıp çağırdıkça şakşakçıları tarafından “gurur duyulan” politikası iflas etti! İsrail’in vahşetini şiddetle kınıyor, lanetliyor, füzeler, uçaklar, toplar, gemiler ve nihayet kara harekâtıyla şehit ettiği Filistinli Müslümanlara yüce Mevla’mdan rahmet diliyoruz!     İsrail füzeler, toplar, uçaklar ve gemi toplarıyla yumuşattığı Gazze Şeridi’ne kara harekâtını işaretini vermişti. Önce 12 bin yedek askeri celp için çağırdı. Bunlara 8 bin kişiyi daha ekledi. Daha sonra da telefon başta olmak üzere, pek çok iletişim aracııyla Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri uyararak, göstere göstere bir “kara harekâtı” yapacağını belli etti.    Bu kez İsrail, 2008’in sonunda başlayıp 22 gün sürdürdüğü orantısız Gazze Harekâtı’nın daha da ağırını yapacak gibi görünüyor. Bunu gerektiren 3 önemli husus şöyledir:   - Hamas-El Fetih uzlaşması, İsrail’in arzu etmediği bir gelişmedir. Zira HAMAS, aslında Filistinlileri bölmek için daha önce İsrail’in desteğiyle ortaya çıkarılan bir projeksiyondu. Ama zamanla İsrail’e karşı “İsrail devletini tanımayan” daha radikal bir hüviyete büründü.     Gene de önce Arafat, daha sonra da Mahmud Abbas döneminde Filistin’in asıl çekirdeğini oluşturan el-Fetih ile HAMAS bir araya gelemiyor, hatta birbirleriyle hâkimiyet mücadelesi yapıyorlardı. Bu bölünmüşlük de İsrail’in işine yarıyordu. Haziran 2014 içinde gerçekleşen el-Fetif-HAMAS uzlaşmasıyla Filistin, İsrail’e karşı tek vücut haline geldi. Bu tehdidin büyümeden giderilmesi İsrail için önemliydi.  - İslam Dünyası ve Arap Birliği, İsrail’in kurulduğu yıldan bu yana birbirleriyle en kötü ilişkiyi yaşamaktadırlar. Daha önce İsrail’e karşı “açık çek” veren Libya Lideri Kaddafi, Irak Diktatörü Saddam Hüseyin veya ABD’ye nazı geçen Mısır’ın devrik lideri Hüsnü Mübarek gibiler kalmadı. Arap dünyası, bir ara tanımadıkları ama “lider” pozu takınan Başbakan Erdoğan’a bel bağladı. Ama onun da bu işleri iç politikaya dönük bir “tribüne oynama” manevrası içerisinde olduğunu, yani Türkiye’de çok iyi bilinen “Takiyye” içerisinde olduğunu anladılar. Zaten zamanla Türkiye’nin arasının “iyi” olduğu hiçbir Arap ülkesi de kalmadı!   - İsrail’de, kuruluş yıllarından sonraki en radikal devlet adamları yönetimdedir. Gerek Başbakan Netanyahu, gerekse hükümet ortağı “İsrail Evimiz” partisinin lideri ve Dışişleri Bakanı Liberman, adeta “En iyi Filistinli, ölü Filistinli!” diyecek kadar Filistinli düşmanıdır. Bu radikal hükümet, ABD’de Obama yönetimiyle ters düşme bahasına, kendilerine göre “İsrail’in bekası” için her türlü oyun içerisinde bulunmaktan çekinmemektedirler.    Bu arada Türkiye ve Arap Dünyası’nın teşvik ve destekleriyle Suriye’de Esad rejimine karşı bir isyan var. İsrail’in “can düşmanı” Suriye’nin bu zafiyeti, Esad rejimiyle birlikte hareket eden ve kuvvetleri iç savaşa kısmen de olsa angaje olan Lübnan’daki Hizbullah’ın sistem dışında kalışı, Esad rejimine karşı “Alevi-Sünni/Şii-Sünni” ayırımının Arap Dünyası’nda hortlatılmasıyla HAMAS-Suriye, HAMAS-Hizbullah ilişkisinin dostluktan husumete dönüşmesinin de İsrail’in ekmeğine yağ sürdüğü unutulmamalıdır.    Gerek Orta Doğu’da bölgesel, gerekse genel dünya siyasetindeki diğer karışıklıklar da İsrail’e manevra rahatlığı getirmektedir. Ukrayna krizi henüz devam ederken,  Irak’ta IŞİD bölgeye ortak tehdit haline geldi. İran-ABD ilişkileri “zoraki nikah” gibi de olsa düzelirken, bölgede ve dünyada İsrail’e “Bu harekatı bırak!” diyebilecek güçlü bir ses kalmamıştır.    Son Söz: İslam Dünyası’na bağırıp çağırarak hakaret eden Başbakan Erdoğan, kendisini kahraman, diğerlerini “korkak” veya “Batı yanlısı” gibi göstererek suçlamaktadır. Bu tutum İslam Dünyasını birleştiren değil, ayrıştıran bir yoldur. İç politika uğruna Türkiye’nin itibarını zedeleyerek ilişkileri koparmaktadır. Sırf bu sebeple bile yeni Cumhurbaşkanlığı için adres, takiyyeci Tayyip değil, İslam Dünyasında saygınlığı tartışılmayan Ekmel Hoca’dır!
     Prof.Dr. Celalettin Yavuz, cyavuz53@gmail.com,