Fransa’daki Terör Yeni Bir 11 Eylül mü

Fransa’da yılın 2’nci haftası tüm dünyayı meşgul eden bir terör olayı izlendi.
Fransa’daki Terör Yeni Bir 11 Eylül mü

Önce Paris’te başladı. Tehdit üzerine mekân değiştiren, sözüm ona korunmalı bir dergiye (Charlie Hebdo) elini kolunu sallaya sallaya giren teröristler, 11 dergi çalışanını ve daha sonra da bir polisi katlettiler. Buraya kadar bir şey yok! Bu olayın kınanmaması, hatta kabul edilir bir yanı yok. 12 insanın canına kıyıldı. Hz. Muhammed’in karikatürü yapıldı diye bile katliama hoşgörü ile bakan yok! Tüm İslam ülkelerinin liderleri bile bu terörü kınadı, Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı da aynı tutumu izledi.Bu arada Paris’teki derginin basılmasından sonra tüm dünyaya servis edilen, dergideki 2 saldırganın tekbir getirerek “Hz. Muhammed’in intikamı alındı!” şeklindeki Fransızca sözlerdi. Bu ifadelerin mobese kameralarından alındığı söylendi. Daha sonra 1970’li yıllardaki Fransız gangster filmlerindeki gibi bir polisle kovalamacayı izledik. Tabii filmlerdeki gibi Fransız polisinin ne kadar beceriksiz olduğunu da hatırladık. Kuaşi Kardeşler diye dergiye saldıran 2 kişi nihayet bir matbaada kıstırıldı. Teröristler ellerinde rehine bulunduğunu beyanla, üzerlerine gelinmesi halinde rehineleri katledeceklerini, teslim olmayacaklarını, gerekirse “şehit” olacaklarını açıkladılar.  Bu arada Colybali adlı bir diğer terörist de Yahudi tüketicilere hizmet veren bir markete girerek rehine aldı ve Kuaşi kardeşlerin serbest bırakılmasını istedi. Ya da Fransız polisi böyle servis etti.    Derken 9 Ocak akşamına doğru Fransız polisi her iki terörist mekânına da eşzamanlı operasyon yaptı. İki mekândaki 3 terörist de ölü ele geçti!İşte burada soru işaretleri peş peşe aklımızı karıştırmaya başladı. Üstelik “komplo teorilerine itibar etmesem bile…

    Fransız istihbaratının ve iç güvenlik sisteminin ABD’nin FBI’ı, İsrail’in MOSSAD’ı, İngiltere’nin MI5’i, Almanya’nın BND’si olmadığını biliyoruz. Ama bu kadar acemi olabileceğini de anlamakta zorlanıyoruz. Bakalım bunun arkasından ne gelecek?11 Ocak 2015 Pazar günü 50’ye yakın ülkeden 1.5 milyon civarında kişi ile devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı “Cumhuriyet Yürüyüşü” de başka bir figürdü. Başbakan Davutoğlu’nun da katıldığı terör karşıtı yürüyüşe Almanya Şansölyesi Angela Merkel, İngiltere Başbakanı David Cameron, İtalya Başbakanı MatteoRenzi, İspanya Başbakanı MarianoRajoy, Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko, Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Belçika Başbakanı Charles Michel, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Danimarka Başbakanı HelleThorning-Schmidt, Bulgaristan Başbakanı BoykoBorisov, Mali Cumhurbaşkanı BoubacarKeita ve Nijer Cumhurbaşkanı MahamadouIssoufou da katıldılar.İsrail Başbakanı BenyaminNetenyahuile Filistin Devlet Başkanı  Mahmud Abbas’ın da  gösteri yürüyüşüne katılması ayrı bir ironiydi. Hele de “HAMAS”, Avrupa’da birçok kuruluş tarafından “Terör örgütü” listesinden çıkarılmış olmasına rağmen. Buna karşılık da “Devlet terörü”nü İsrail’de alabildiğine gerçekleştiren İsrail Başbakanı Netanyahu’nun teröre karşı yürüyüşe katılmış olması, son derece büyük bir çelişkiydi.    Terör karşıtı muhteşem gösteriye Müslüman ülkelerinin devlet-hükümet başkanlarının yanında  Avrupa’daki pekçok Müslüman’ın da terörü lanetleyerek birlikte yürümesine rağmen, gösteriler sırasında Müslümanlara kin kusulması da anlaşılır gibi değildir. Üstelik yürüyüşe Fransa’nın aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi ve Genel Başkanı Le Pen davet edilmediği halde…    Cumhuriyet Yürüyüşü sırasında anlaşılmayan bir diğer gelişme de, Cumhuriyet Meydanı’ndaki anıt üzerinde Fransa bayrağına ilaveten PKK terör örgütünün flamaları ile devlet terörünü alabildiğine işleyen İsrail bayraklarının bulunuşuydu. Son Söz: Terörü nereden gelirse gelsin şiddetle kınıyoruz. Ama bu Paris katliamında bazı tuhaflıklar da bizi işkillendiriyor. Yeni bir “11 Eylül” hortlatıp, Müslümanların başına yeni bir çorap örülmemesini ve “Yeni Eşbaşkan” zevzeklikleri olmamasını da diliyoruz!
Prof.Dr. Celalettin Yavuz